Cannes dolu yıllar

Arkadaşına Gönder Yazdır XML
Toplam Oy : 0| Puan : 0




  
Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’a ‘En İyi Yönetmen’ ödülü kazandıran ve Türkiye’nin bu sene Oscar adayı filmi olan ‘Üç Maymun’ gösterime girdi. İşte ‘Üç Maymun ve Nuri Bilge Ceylan sineması...İSTANBUL - Son yılların önemli yönetmenlerinden, Türk Sineması’ndaki gelişime en çok katkı yapan isimlerden, Türk Sinema tarihinin uluslararası düzeyde başarılı olmuş isimlerinden Nuri Bilge Ceylan son filmi ‘Üç Maymun’ ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. Kısa filmi ‘Koza’ ile başlayan ‘Kasaba’, ‘Mayıs Sıkıntısı’, ‘Uzak’, ‘İklimler’le sürdürdüğü ve ‘Üç Maymun’ ile her filmiyle yenilediği, değiştirdiği ama kendi sinemasından taviz vermediği sinema yolculuğuna devam ediyor. ‘Auteur’ sineması yapan ve kendi dünyasını yaratan özel isimlerden biri olan Ceylan’ın, Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazandığı ‘Üç Maymun’ ve önceki filmleri:‘KOZA’DAN ÇIKIŞ
“Koza, teknik ve estetik birikimime rağmen film yapmaya bir türlü başlayamadığım ve sürekli ertelediğim için korkak ve mıymıntı olmakla suçladığım kendime ettiğim işkenceleri sona erdirmek için giriştiğim umutsuz bir denemeden başka bir şey değildi. Kendimi fırlatır gibi başladım o filmi çekmeye. Bitirdiğimde de neye benzediği konusunda gerçekten bir fikrim yoktu. Ama yine de Koza’yı çekmek, kendi yapıma uygun üretim koşullarını yaratmamı sağlayacak bütün ipuçlarını verdi bana.” (Nuri Bilge Ceylan)

Koza
Sinemaya ‘Koza’ adlı kısa filmiyle adımını atan Ceylan, bu filmiyle, Cannes Film Festivali’nin Uluslararası Kısa Film Yarışmasına davet edilen ilk yönetmen oldu ve daha sonra birçok başarı kazanacağı Cannes’a ilk adımını atmış oldu. Değişim ve değişimin yarattığı güvensizliği anlatan ‘Koza’, Ceylan’ın aynı zamanda ilk ve tek kısa filmi. Doğayı kullanımı ve soyut anlatımı ile beğeni toplayan filmin daha geniş bir kitleye ulaşması ‘Uzak’ filminin DVD’si ile gerçekleşmişti.


Foto galeri: Ceylan’dan ‘fotografik görüntüler’


“İç dünyanın derinliği ile ağızdan çıkan söz arasındaki uçurum hep acı vermiştir bana” (Nuri Bilge Ceylan)


ÇEHOV’A ADANAN BİR ‘KASABA’
Ceylan 1997’de ilk uzun metrajlı filmini yönetti. Berlin Film Festivali başta olmak üzere pek çok dünya festivalinde gösterilen, otobiyografik öğeler taşıyan filmi ‘Kasaba’ ile büyük beğeni topladı. Çanakkale’nin küçük bir kasabasında, yönetmenin çocukluğunu yaşadığı Yenice’de geçen filmde, daha sonra Mayıs Sıkıntısı ve Uzak’ta da tercih edeceği gibi amatör oyuncularla çalışmayı sürdüren Nuri Bilge Ceylan, yöre halkından da yararlanmıştı.

Kasaba

17. İstanbul Film Festivali’nde de ‘Fipresci Ödülü’ kazanan ‘Kasaba’, minimalist anlatımı, doğa görüntüleri ve oyunculukları ile Ceylan’ın sinemasının yapı taşlarını oluşturan birçok öğeyi barındırıyor. Klasik bir anlatım yapısından uzak duran Ceylan, ‘Koza’ gibi siyah beyaz olan ‘Kasaba’yı Anton Cehov’a adamıştı.

“Çehov’u sinema da yansıtmak haddim değil ama Çehov bana hayata bakmayı öğretmiştir.” (Nuri Bilge Ceylan)


TAŞRADA BİR ‘MAYIS SIKINTISI’
“Öyle girdaplarda macera ve aşk ve cinayet ve bilmemne girdaplarında geçmiyor hayatlar. İyi ki de geçmiyor. Ben hayran kaldım filme. İlk kez izlediğim bu yönetmenin ‘işine’ hayran kaldım. Başrol diyemeyeceğim, ama işte filmin belkemiği oynayan yönetmenin babası, öyle bir oyunculuk çıkarıyor ki. Sonra aklınıza gelince kimi sahneler, içinizden ağlamak geliyor. Ama ‘oyunculuk çıkarıyor ki’ laflarını filan da (aynen ‘başrol’ gibi) utanarak kullanıyorsunuz bu filmle ilgili. Film bunların tüm bu kof, şatafatlı numaraların çooook ötesinde. Ve berisinde.” (Perihan Mağden, Radikal Gazetesi)

Mayıs Sıkıntısı

İstanbul’da yaşayıp kasabasına ‘para kazandırmayacağı belli olan’ bir filmi çekmek için gelen yönetmen ile yıllardır baktığı ağaçlarını tapu kadastro bürokrasisine kaptıracak olan babasının, ‘herkesinki gibi’ olan annesinin, üniversite sınavlarından eli boş dönen akrabasının, ilkokul öğrencisi yeğeninin, çekim asistanının ilişkileri anlatan ‘Mayıs Sıkıntı’ ile Ceylan, sinemasında zirvelerden biri olarak görülüyor. Sinema eleştirmenlerinin yılın en iyi filmi seçtiği, İstanbul Film Festivali’nden ‘En İyi Türk Filmi’, ‘Fipresci Ödülü (Uluslararası)’ ve ‘Halk Jürisi’ ödüllerini kazanan Mayıs Sıkıntısı, yurt dışında da birçok festivalden ‘En İyi Yönetmen’ ödülüyle döndü. Yalın anlatımı, ses kullanımı, kurgusu, doğal oyunculukları ile özgün sinemanın en önemli örneklerinden biri olarak görüldü. Bir bakımdan ‘taşra sıkıntısı’nı da anlatan ‘Mayıs Sıkıntısı’yla Ceylan’ı, Tarkovski sinemasına yakın görenlerin sayısı da artmış oldu.

“Mayıs Sıkıntısı”nın ruhuna çok uygun bir ışığı ve sağlıklı ama biraz solgun renkleri var. Ceylan’ın sineması, tamamen kendine özgü bir sinema. Çok sevdiği Tarkovski ve Ozu’yu (özellikle Ozu’yu) uzaktan uzağa çağrıştırsa da. Bu tür fevkâlade kişisel filmlerde ‘auteur’lük müessesesi de önem kazanıyor. Ceylan’ın filmin hemen hemen her şeyini yapmış olması, ‘Mayıs Sıkıntısı’nın hanesine artı puan olarak yazılmış. Yönetim, senaryo, görüntü ve kurgunun onun elinde olması, ilk filmlerindeki ışığı bir daha yakalayamayan yönetmenlere dönmesini de engelleyecek. Çünkü o yönetmenler, ikinci filmlerinden itibaren büyük denebilecek bütçelerle çalışmaya başlamış, ürünleri üzerindeki hâkimiyetlerinden fire vermişlerdi. Nuri Bilge Ceylan için böyle bir tehlikenin söz konusu olmadığını düşünüyorum. Bu, aslında ondan çok bizim şansımız.” (Sevin Okyay, Radikal Gazetesi)


TAŞRADAN ‘UZAK’A KAÇIŞ
Yıllardır, kapalı kaldığı kasabasından uzak diyarlara gidebileceği gemilerde çalışmak üzere İstanbul’a gelen Yusuf (Mehmet Emin Toprak) iş bulana kadar, fotoğrafçılık yapmakta olan akrabası Mahmut’un (Muzaffer Özdemir) yanında kalmak durumundadır. Ne var ki şehir hayatının zorluğu içinde bireyselliği ön plana çıkmış olan akrabası hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan misafirini uzun süre yanında tutmak istemeyecektir.

Uzak

“Öyle ya da böyle, ama değiştirilemeyecek ve tartışmaya açık olmayan bir gerçek var ki, o da ‘Uzak’taki yalınlığın altında yatan insan ruhunun derinliklerindeki ‘karanlık taraf’ın yarattığı tahribat...” (Murat Özer, Radikal Gazetesi)

Cannes film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü kazanarak büyük bir başarı sağlayan ‘Uzak’, yönetmenin daha önceki filmlerinde de oynayan Mehmet Emin Toprak ve Muzaffer Özdemir’e de Cannes’da ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü kazandırdı. 22. İstanbul Film Festivali’nde ‘En İyi Film’, ‘FIPRESCI Ödülü’, 39. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Senaryo’, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, 14. Ankara Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ ödüllerinin yanı sıra ulusal ve uluslararası arenada daha birçok ödül kazanan ‘Uzak’

Uzak

Ceylan’ın ‘Uzak’la önceki filmlerinden hikaye olarak biraz uzaklaştığını düşünenler olsa da genel kanı Ceylan’ın yine kendi sinemasından uzak kalmayan sağlam bir iş çıkardığı oldu. İlk filminden itibaren ‘fotografik görüntüleri’ ile sinemaseverleri kendine hayran bırakan Ceylan, taşradan şehre geçiş yaptığı filminde önceki filmlerinde işlediği meseleleri burada da işliyor ve yalnızlık, değişimenin sancısı, kendini boşlukta hissetme gibi varoluşsal sorunlara burada bir de ‘mülkiyet hakkının’ dışında kalmanın yarattığı rahatsızlığı ekliyor. Nuri bilge Ceylan ‘Uzak’ta ilk defa profesyonel oyuncularla da çalışıyor. Filmin en çok beğenilen oyuncusu ise film gösterime girdikten kısa bir süre sonra geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Mehmet Emin Toprak.

“(...) evet, Mahmut deniz kenarına gitti, bir banka oturdu ve kendisinden tamamen farklı bir ruh halindeki, dünyayı tamamen farklı algılayan, çekilmeyen o gün batımı fotoğrafının çekilmiş olması gerektiğini düşünen bir başka adamın paketinden arta kalan sigarayı içti. Az sonra kendisinden uzaklaşacak, çok uzaklara gidecek olan o adamın… “ (Fırat Yücel, Altyazı Dergisi)


‘İKLİMLER’ GEÇERKEN BİR AŞK HİKAYESİ
İnsanlar basit nedenlerle mutlu, daha da basit nedenlerle mutsuz olacak şekilde yaratılmıştır. Aynen basit bir nedenle doğmaları ve daha da basit bir nedenle ölmeleri gibi... Akademisyen olan İsa ve dizi setlerinde sanat yönetmeni olarak çalışan Bahar, ruhlarının sürekli değişen iklimlerinde artık kendilerine ait olmayan bir mutluluğun peşinde sürüklenen iki yalnız ruhtur. Geçmişte yaşadıkları bir olay nedeniyle birbirlerine güvenleri ve saygıları kalmamıştır. Tatile çıktıkları bir yaz, İsa aniden Bahar’dan ayrılmak istediğini söyler. Ancak sahip olduğu bir şeyin artık elinde olmaması İsa’nın egosuna iyi gelmez ve Bahar’ın peşinden Ağrı’ya gider.

İklimler

“Nuri Bilge, dünya sinemasında örneği olmayan bir şeyi yapmayı sürdürüyor. Hayatının evrelerini, gerçekle ilişkisini pek az gizleyerek, film film anlatmak... Bu ölümlü dünyada geride bırakılabilecek tek iz buymuş ya da tersine, böyle bir girişimin ‘hayal’ oluşundan, ‘bile bile lades’liğinden tuhaf bir zevk alırmış gibi.
‘Kasaba’ çocukluk ve sıkıntıyı, ‘Mayıs Sıkıntısı’ gençlik ve çok yaşlılığı, ‘Uzak’ orta yaşa giriş ve kökleri koparışı konu edinir. ‘İklimler’se orta yaşın sonunu ve erkeğin kadınla ebedi derdini anlatıyor.” (Fatih Özgüven, Radikal Gazetesi)

Ceylan dördüncü uzun metrajlı filmi ‘İklimler’le, artık gelenek haline getirdiği Cannes başarılarına bir yenisini daha ekliyor. 2006 Cannes Film Festivali’nde ‘FIPRESCI Ödülü’ kazanan film aynı zamanda Ceylan’ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olma özelliğini de taşıyor. Dijital görüntü teknolojisiyle çekilen ve görüntü yönetmenliğini Ceylan’ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini taşıyan ‘İklimler’in bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan’ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan’la başrolleri paylaşmış olmasıdır.

Bu sefer bir aşk hikayesi anlatan ve yine ‘fotografik sinema’nın hakkını veren Ceylan’ın bu filmle sinemasından uzaklaştığını savunanların sayısı artsa da, anlattığı hikaye ile önceki filmlerinden farklı bir iş yapsa da yine sonucun yine ‘Nuri Bilge Ceylan sineması’ olduğunu vurgulayanlar da oldu.


İklimler

“Nuri Bilge Ceylan ‘İklimler’de, önceki filmlerine kıyasla, klasik senaryo yapılarına nispeten daha yakın bir hikaye anlatıyor. Başı-sonu belli, kimi iniş-çı-kışları olan, arada bir seyirciye dik atacak küçük sürprizlere yer veren bir senaryo var karşımızda (kumsalda Bahar’ın bacaklarını kuma gömen İsa’nın aniden yüzünü de kuma gömmesi ya da ayrılık konuşmasına hazırlandığını sandığımız İsa’nın gerçekten bu konuşmayı yapıyor olması). Sanırım Nuri Bilge Ceylan-severleri düşkırıklığına uğratan da bu: Onun, küçük de olsa, klasik sinema yönünde bir adım atması. Aksi gibi, benim için son derece ilginç ve başarılı olan şey tam da burada işte. Senaryo anlayışında ufak bir değişim gösteren Ceylan, yönetmenlik anlayışında en ufak bir değişim göstermiyor. Bu halin bir karşıtlık ve uyuşmazlık yaratmasını bekleyebilirsiniz, oysa bence Ceylan’ın üslubu ilk kez anlattığı öyküye bu kadar denk düşüyor.” (Uygar Şirin, DVD+ Dergisi)


‘ÜÇ MAYMUN’U OYNAMAK
Küçük zaafların büyük yalanlara dönüşerek parçaladığı bir ailenin gerçeği örtbas ederek her şeye rağmen bir arada kalma çabasını konu alıyor ve şu sorunun peşine düşüyor: Altından kalkamayacağı acılara ya da sorumluluklara maruz kalmamak adına gerçeği bilmek istememek, onu görmemek, duymamak, hakkında konuşmamak ya da günümüz tabiriyle “üç maymunu oynamak”, onun varolduğu gerçeğini ortadan kaldırır mı?

Üç Maymun

Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ercan Kesal ve Rıfat Sungar’ın başrolünü üstlendiği filmin senaryosu da Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal’ın imzasını taşıyor. Ceylan’ın en fazla kopyayla gösterime giren ve diğer filmlerine nazaran daha fazla seyirciye ulaşması beklenen ‘Üç Maymun’ önceki yapımları gibi izleyenleri ikiye bölse de genel olarak sinema otoritelerinin büyük beğenisiyle karşılaştı.

“Ama asıl şaşırtıcı olan belki şu: O böylesine yeni limanlara yanaşır ve bambaşka yollara saparken bile, sinemasının temel özelliklerini koruyor. doğa yine baş aktörlerden biri, zamanın geçişi büyük önem taşıyor, sabah akşamdan, öğle vakti geceyarısından çok farklı. Ve kişiler bu öfke, hırs, tutku yüklü hikaye içinde, yine ‘bilge’vari bir sakinlikle yol alıyorlar. Ne denli ilginç bir buluşma, heyecan verici bir dönüşüm!” (Atilla Dorsay, Milliyet Sanat)

“Müthiş bir film. Gerek senaryosuyla, gerek anlatımıyla müthiş bir film. Son yıllarda beni bu kadar heyecanlandıran bir film olmamıştı’ (Metin Erksan, Yönetmen)

Üç Maymun

Ceylan, Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazandıktan sonra yaptığı konuşmayla da tartışma yaratmıştı. ‘Bu ödülü yalnız ve güzel olan ülkeme ithaf ediyorum” sözleri farklı şekillerde yorumlandı.

“Nuri Bilge Ceylan’ın tutkusu; hiç kimseye, hiçbir koltuğa borçlanmadan kurduğu sinema dünyası, onu çoktan dünyalı kıldı. Kendi ülkesinin seyircisi, kendisini onun dünyasına teslim etmekten kaçındı. Onun gözlerine, onun zamanına, onun diline kapalı tuttu kapılarını. Belki bunun için yalnızdır Türkiye. Ve Nuri Bilge Ceylan gibi bir sanatçı çıkarabildiği için de güzel.” (Yıldırım Türker, Radikal Gazetesi)
Bu haber 90 kere okundu


1 2 3 4 5
Bu haberi Begendiniz mi?     Kötü
Mükemmel
...

 Yorumlar !

İlk yorumu yazan siz olmak ister misiniz?

 

Günlük Gazeteler

Köşe Yazarları

Can Dundar / Milliyet
Mehmet BARLAS / Posta
Ahmet HAKAN / Hurriyet
Kurtulus SERT / Medyaloji
M. Ali BIRAND / Posta
Taha AKYOL / Milliyet
Bekir COSKUN / Hurriyet
Cengiz CANDAR / Referans
Ayse ARMAN / Hurriyet
Çetin Altan / Milliyet

Haber Siteleri

 

modul Alt2

 

modul Alt3

 

modul Alt4